Bir Kahkahanın Ardındaki Gerçek: Çağan Irmak’ın “Adile” Filmi

Çağan Irmak imzalı Adile filmini bitirdiğimde kendimi hiç tahmin etmediğim bir duygu karmaşasının içinde buldum. Oysa ekran karşısına hiç “ben bu filmde ağlayabilirim” düşüncesiyle geçmemiştim. Hazırlıksız yakalandım. Filmin sonunda o kadar ağladım ki “Çağan Irmak yine yapmış yapacağını” dedim. Ama bu ağlama hali o bildiğimiz Yeşilçam sıcaklığından gelmiyordu.

Karşımızda tüm ömrünü rol yapmakla geçirmiş, kendi hayatında bir kez bile tam anlamıyla gülememiş ama dünyaya inat o dev kahkahaları atmış bir kadının yalnızlığı vardı. Ve o yalnızlık yer yer gerçekten insanın içine oturuyordu.

Filmin beni bu kadar etkilemiş olması her şeyin iyi olduğu anlamına gelmiyor. İzlerken beni sürekli hikayenin dışına iten şeyler de oldu.

İlk olarak Meltem Kaptan’dan bahsetmek istiyorum. Oyunculuğuna gerçekten bir lafım yok, başka işlerinde çok beğenerek izlediği bir oyuncu ama burada bir türlü kafamda oturtamadım.

O bildiğimiz, tanıdığımız Adile hissi maalesef geçmedi bana. O modern aura, o peruk kullanımı… Bir şeyler hep dışarıda kaldı. Bir noktadan sonra Adile’yi değil, Adile’yi oynamaya çalışan iyi bir oyuncuyu izliyormuşum gibi hissettim. Ve bu mesafe bir kez girince, film boyunca hiç kapanmıyor.

Kurguda da benzer bir kopukluk yaşadım. Hikaye o kadar ileri geri gidiyor ki bir noktadan sonra duygunun içinde kalamıyorsun. Bir flashback, bir günümüz, bir flashforward derken sürekli bir şey değişiyor ama bu değişim karakteri derinleştirmek yerine dağıtıyor.

Ben zaten bu şekilde zamanla oynayan işleri izlemekte zorlanıyorum ama burada derdimiz sadece bir alışkanlık değil, odak kaybı. Üstüne bir de o kadar çok karakter girip çıkıyor ki film bir noktadan sonra “Yeşilçam ünlüler geçidi”ne dönüyor.

Kim kimdi, kimi izliyoruz, hangi dönemdeyiz sürekli dönüp bakma ihtiyacı hissettim. Bu da ister istemez o duygunun içine girmemi engelledi. Bir de o Ertem Eğilmez meselesi var ki gerçekten izlerken sinirlerim bozuldu gülesim geldi.

Onu göstermeyerek o gizemli yapımcı figürünü koruma isteğini bir noktada anlayabiliyorum. Ama kamerayı onun gözü yapmak bazı sahneleri onun bakış açısından izletmek çok zorlama geldi bana. Hikayeye hizmet ettiğini düşünmüyorum. Sadece ismi geçseydi daha bir anlamlı olabilirdi.

Tüm bu dağınıklığın içinde gerçekten sevdiğim şeyler de var. En başta o Yeşilçam dostlukları.

Münir Özkul’u canlandıran Levent Can çok iyi, kusursuz. Adile ile gerçek hayatta da hem didişip hem de çok iyi dost olmuşlar. Neşeli Günler’deki gibiler yani. Müjde Ar da aynı şekilde… Ben Adile Naşit’in Müjde Ar’la bu kadar yakın dost olduklarını bilmiyordum. O sert, acımasız setlerde Müjde Ar’ın en büyük dayanağıymış meğer…

Çağan Irmak’ın sinemasını çok severim.

Babam ve Oğlum’u, Unutursam Fısılda’yı, Çemberimde Gül Oya’yı çeken, her bir hikayeyi anlatırken cesur adımlarla içimize işleyen Çağan Irmak çok başkaydı. Ama bir şeyler oldu Çağan Irmak sineması artık şaşırtıcı derecede mesafeli, steril ve ürkek hale geldi. Bu hal Adile’de de çok net hissediliyor.

Adile Naşit gibi herkesin kalbinde yeri olan bir karakteri anlatırken o kadar temkinli davranılmış ki, film bir türlü derinleşemiyor. O bildiğimiz cesur yönetmen gitmiş., yerine “aman kimseyi incitmeyeyim” diyerek kurguyu çorbaya çeviren temkinli bir dış göz gelmiş.

Biraz daha cesur olsaydı, biraz daha yaklaşsaydı, o kahkahanın arkasına gerçekten bakabilseydik çok başka bir film izliyor olabilirdik. Siz filmi izlediniz mi? Meltem Kaptan’ın Adile yorumunu nasıl buldunuz?

Bir Cevap Yazın

dün bir film izledim sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin