New York’ta Bir Gece: Gözden Kaçan Bir Gece Yolculuğu

Bazen çok güçlü oyuncu kadrolarına sahip, sinematografik olarak da çok özel bir pencere açan filmler kalabalık vizyon takvimlerinin arasında kaybolup gidiyor. Başrollerini Sean Penn ve Dakota Johnson’ın paylaştığı, orijinal adıyla Daddio, bizdeki adıyla “New York’ta Bir Gece” tam olarak böyle bir film oldu benim için. 

Aslında 2023 yılında yayınlanmış olan bu filmi ben de gözden kaçırmışım. Yakın zamanda sosyal medyada karşıma çıkınca hemen “Aaa bu ikilinin bir filmi mi varmış?” diyerek listeme ekledim. Galiba vizyona girdiği dönemde yeterince konuşulmadı ya da hak ettiği patlamayı yapamadı. Oysa tek mekanda geçen diyalog sinemasını sevenler için tam bir seyir zevki sunuyor.

Film, New York JFK Havalimanı’ndan kalkan bir sarı taksinin içinde geçiyor. Uçaktan inip taksiye binen Girlie ve taksinin şoförü Clark ile film boyunca süren bir yolculuğa çıkıyoruz. Dışarıda akıp giden New York sokakları da bizim için sadece bir fon; yönetmen Christy Hall kamerayı tamamen bu iki insanın yüzüne, mimiklerine ve aralarındaki kelimelere sabitliyor. 

Sinemada tüm görsel efektleri, mekan değişimlerini ve aksiyonu sıfırlayıp bizi tek bir arabaya hapsetmek ve odağımızın dağılmamasını sağlamak büyük bir senaryo mühendisliği gerektiriyor. New York’ta Bir Gece, bu meydan okumanın altından oyuncularının muazzam kimyasıyla kalkmayı başarıyor ki benim odak sürem çok kısadır ben izlediysem herkes izleyebilir.

Zaman geçtikçe, yolculuk basit bir şoför-müşteri sohbetinden çıkıp modern zaman dürüstlüğüne evriliyor. Bir yanda tüm hayatı ve karmaşık ilişki sarmalı telefonunun ekranında akan Girlie var. Diğer yanda ise ömrünü direksiyon başında tüketmiş, sokak bilgeliğine sahip, insan sarrafı olmuş Clark. İlk başta birbirlerini kuşak farkı ve yaşam tarzı üzerinden hafifçe yargılasalar da, o daracık klostrofobik alanda zaman geçtikçe iki karakterin de maskeleri yavaş yavaş düşüyor. Hayat, sadakat, cinsellik, kayıplar ve yalnızlık üzerine o kadar dürüst birer itirafçıya dönüşüyorlar ki bir yerden sonra yolculuk değil de terapi seansı izliyor gibi hissetmeye başlıyorsunuz.

İkili konuşurken kendimi sürekli “Ben böyle bir yolculuğa çıksam nasıl geçerdi?” diye düşünürken yakaladım. Dürüstlükle söyleyebilirim ki karşımdakinden bağımsız olarak, kendi mesafeli yapımdan dolayı kulaklığımı takar, yol boyunca hiç konuşmazdım. Konuşsam bile kısa ve sadece gerektiği kadar bilgi verirdim. Benim bu içe dönük ve kendi kabuğunda kalmayı seçen yapıma kıyasla, Girlie’nin hiç tanımadığı bir insana kendini bu kadar açık bir şekilde açması takdire şayan. Diyorum ya, ben olsam o iletişim bariyerini aşamazdım.

Filmi izlerken sinematografinin ve kendimle ilgili düşüncelerin yanında iki şey sürekli kafamın içinde döndü durdu. 

Birincisi; filmin üzerinden sadece üç yıl geçmiş olmasına rağmen Sean Penn’in ne kadar genç ve zinde göründüğü. Karakterin o gürültülü, hafif kaba ama içten içe korumacı tavrını o kadar iyi sırtlamış ki, sinemada özlediğimiz o eski toprak oyunculuk kumaşını sonuna kadar hissettiriyor. Böyle söylüyorum ama Sean Penn her yaşta, her büründüğü karakterde bize duyguları öyle bir yansıtıyor ki onu izlemeyi hiç bırakmak istemiyoruz. Kendisinin de bırakmaya hiç niyeti yok gördüğünüz gibi çünkü bu yıl ödül sezonuna adeta damgasını vurdu. 

İkincisi ise kesinlikle Dakota Johnson’ın görsel karizması. Film boyunca “sarı saç ne kadar çok yakışmış” diye söyleyip durdum. Karakterinin o sakin, defansif ve melankolik halini bu saç rengi ve yüzündeki o hüzünlü ifade çok iyi tamamlamış. Dakota Johnson’ın o ulaşılmaz ama kırılgan enerjisi de ayrıca karakterin yalnızlığıyla çok iyi örtüşüyor.

Filmin sonlarına doğru ise diyalogların biraz fazla “mesaj kaygılı” bir noktaya evrildiğini söyleyebilirim. O doğal sokak sohbeti havası finalde biraz fazla senaryolaştırılmış hissettiriyor. 

Ancak bu his, filmin yaşattığı o sineması hazzını da asla gölgelemiyor. Eğer aksiyonun değil, kelimelerin, insan psikolojisinin ve oyunculukların ön planda olduğu o “odaklanmış” filmleri seviyorsanız, zamanında hak ettiği kadar konuşulmayan ya da tamamen benim gözümden kaçırdığım bu gizli kalmış gece yolculuğuna kesinlikle bir şans verin derim.

Bir Cevap Yazın

dün bir film izledim sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin