İkimizin Yerine: Bazı Kutular Asla Açılmamalıdır

Yıllar sonra İkimizin Yerine 10. yılına özel olarak yeniden vizyona girmiş. Ben de bunu öğrenince 2016 yılında o zamanki blogumda yazdığım yazıyı aynı şekilde yeniden paylaşmak ve o yıllara dönmek istedim. İşte noktasından virgülüne dokunulmamış düşüncelerim;

Ne!? Serenay Sarıkaya ve Nejat İşler aynı filmde mi buluşuyormuş? Hem de bir edebiyat öğretmeniyle öğrencisinin aşkı mı anlatılacakmış? Senaryosunda Pınar Bulut’un imzası mı varmış? Tamam canım, şimdiden çok güzel bir film olacak. Sonuçta bu kadrodan kötü bir film çıkmaz… Kesinlikle izlemem lazım.

İkimizin Yerine’yi duyduğum ilk anda aklımdan geçen düşüncelerdi bunlar.

Yönetmen koltuğunda uzun zaman sonra sinemaya geri dönen Umur Turagay’ın oturduğu film aynı zamanda Serenay Sarıkaya’nın başrolünü üstlendiği ilk sinema filmi, yani sorumluluğu çok fazla. Üstelik kadroda Nejat İşler’in yanı sıra usta oyuncular Zerrin Tekindor ve İştar Gökseven de var.

Konusundan kısaca bahsedip filmin bana hissettirdiklerine geçmek istiyorum. Yalnız şimdiden küçük bir uyarım olacak.

Film, vizyondaki 3.haftasında olduğu için merak edenlerin çoğunun izlediğini düşünüyorum. O yüzden yazım spoiler içerebilir. Benden söylemesi…

“Aşk birinin eline dolu bir silah verip, sizi vuracağı anı beklemekten farksızmış.”

Çiçek (Serenay Sarıkaya), küçük bir kasabada ailesinin kendisine dayattığı hayatın içine sıkışıp kalmış genç bir kızdır. Hayatın tek düzeliğinden bunalmış, bu düzenden kaçabileceği bir yol ararken karşısına çıkan edebiyat öğretmeni Doğan (Nejat İşler) tüm hayatını değiştirecektir. Doğan ilk başlarda bu yasak aşka dirense de Çiçek’in duygularına daha fazla karşı koyamaz. Aralarında büyük bir aşk başlar. Ancak geçmişten gelen büyük bir sır sadece onların değil, Çiçek’in ailesinin de hayatını derinden etkileyecektir.

Her bir karakteri ayrı ayrı ele alınası bir film…

Çiçek’in dershaneden en yakın arkadaşları Sevil (Merve Çağıran) ve Ceylan’dan (Aslı Bekiroğlu) bahsetmeden geçmek olmaz. Keşke ikisini de daha çok izleme şansımız olsaydı. Merve Çağıran, hayatıma Tatlı Küçük Yalancılar sayesinde girmişti. Şimdilerde de Aşk Laftan Anlamaz’ın İpek’i olarak her hafta evlerimize konuk oluyor. Sempatik ve güler yüzlü halleri sayesinde çok severek takip ettiğim oyuncular arasında yerini aldı. Aslı Bekiroğlu ile de bu film sayesinde tanıştım. Daha ilk sahneden de beni Ceylan’a inandırdı. O deli dolu, patavatsız halleriyle kalbimizi çalmayı başardı. Hatta bir seyirci olarak Ceylan’a teşekkür etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Her şey bir telefon numarasıyla başlamadı mı? Eğer Ceylan, Doğan’ın numarasını bulamayıp, Çiçek’i gaza getirmeseydi belki de bu büyük aşk hiç yaşanmayacaktı.

Mahallenin bıçkın delikanlısı Kudret’i de asla unutamam. Büfeci Kudret… Özgür Emre Yıldırım’ın yeri bende çok ayrıdır. O bana Sarmaşık’ın bir hediyesidir. O yüzden Kudret rolünde görünce çok sevindim. Rolünü de öyle güzel giymiş ki gördüğümüz anda arkadaşımla “Ayy tam bir kıro.” deyip gülmeye başladık. Ama Kudretçiğim o çok sevdiğin Çiçek’i gecenin bir yarısı sarhoş halde dağ başında bırakıp gidilir mi? Neyse, o da fark etmeden bu aşka yardım etmiş oldu.

Zerrin Tekindor ve Serenay Sarıkaya ikilisini film bittiğinde ayakta alkışlamamak için zor tuttum kendimi.

Zerrin Tekindor’u belki de ilk defa böylesine katı, acımasız bir anne rolünde izliyoruz. Ama o acımasız yüzünün arkasına gizlediği çok büyük yaraları var. Hak verdim desem yalan söylemiş olurum. Kızıyla yüzleştiği sahneyi gözlerim dolu dolu izledim ve ne kadar sinirlensem de gidip o yaraları bir türlü iyileşmeyen Ülkü’ye sarılmak istedim. Bu davranışlarının kendince haklı sebepleri var. Hayat onu hiç beklemediği bir yerden vurmuş. O da kendince bir plan yapmış. Kaybettiklerinin yerine Çiçek’i koymuş ve kızını da o plana göre büyütmüş. Taa ki Çiçek 18 yaşına gelip ilk aşkını bulana kadar…

“Sana söylediğim her şeyi unut. Sadece kalbinin sesini dinle…”

Serenay Sarıkaya, son dönemlerin en çok parlayan yıldızı. Giydiği karakteri sadece oynayan değil aynı zaman da yaşayan bir oyuncu. Adanalı, Lale Devri, Medcezir… Oynadığı her bir karakter diğerinden çok farklı, hiçbiri birbirine benzemiyor.

İkimizin Yerine’de üstlendiği Çiçek karakteri de öyle. En son Medcezir’in yaşadığı akvaryumun dışına çıkmaya çalışan Mira Beylice’si olarak izlediğimiz için midir bilmem gözüm hep Mira’yı aradı. Ancak Serenay Sarıkaya, Mira’dan tamamen ayrışmış bir şekilde çıktı karşımıza. Daha ilk sahneden “Ben Çiçek’im. Bambaşka bir insanım.” diye bağırıyordu. O’nun ilk aşkına, ilk öpücüğüne, yaşadığı duygu değişimlerine hep beraber şahit olduk.

Ben iyi bir film izlediğim zaman uzun bir süre etkisinden çıkamam. Hatta düşündükçe üzerimde dalga dalga yayılır, daha da büyür etkisi…

Hatta uzun uzun konuşmak isterim o film hakkında. İkimizin Yerine’de benim için öyle bir film oldu. Vizyona girdiği ilk hafta izleme şansı bulamadığım için çevremde izleyen herkesle konuştum. Anlattıkları her şeyi cebime doldurup öyle girdim salona. Ama bir sonraki sahnede neler olacağını bilmek beni filmden bir an olsun uzaklaştırmadı. Aksine Çiçek’e ve yaşadıklarına daha da yakınlaştım. Sanırım bu yüzden o mutlu oldu ben de mutlu oldum. O ağladı, aşk acısı çekti. Ben de gözlerim dolu dolu izledim…

Ben mutlu sonlara inanan bir insanım elbet bir gün herkes kendi mutlu sonuna ulaşacak. Birileri daha kolay yoldan ulaşırken birileri imkansızı başarmak zorunda kalacak. Ama mutsuz olmayacak. Belki de benim hayata tutunma şeklim de böyledir. Bilemiyorum…

Çiçek’in tesadüf eseri bir kutunun içinde bulduğu toka hayatının bütün yönünü değiştirdi. İyi mi oldu? Yoksa kötü mü oldu tartışılır.

Bana kalırsa bazı kutular hiç açılmamalıdır. Tıpkı cevabından korktuğun bir soruyu asla sormaya cesaret edemeyeceğin gibi.

Belki de o sır ortaya çıkmasaydı Doğan ve Çiçek’in aşkı çok farklı bir şekilde sonlanacaktı. Ama dediğim gibi ben mutlu sonlara inanan bir insanım. O yüzden Doğan ve Çiçek’in aralarındaki tüm sorunları arkalarında bırakmış, yeni bir hayata başladığını hayal ediyorum. Hem filmin sonu da biz seyircilerin hayal gücüne bırakılmamış mı zaten…

Ayrıca Serenay Sarıkaya’nın tılsımlı sesinden “Vazgeçtim” dinlemenin tadını da filmi izlemeden alamazsınız benden söylemesi. Keşke daha çok şarkı söylese de biz de doya doya dinlesek.

Veee filmin sessiz kahramanı Doğan…

Doğan için Nejat İşler’den daha doğru bir isim olamazmış. Sanki Doğan, Nejat İşler’den başka birinde hayat bulamazmış. İyi ki diyorum iyi ki Nejat İşler beyazperdeye geri dönmüş. O’nu izlemeyi o kadar çok özlemişim ki… Daha kapıdan girdiği ilk sahnede kendisine hayran kaldım. Oturuşum bile düzeldi. Bir insan hiç mi değişmez, hiç mi yaşlanmaz? Hakkında o kadar çok şey yazılabilir ki sayfalar yetmez. Peki ya o ses tonu? Şiir sevmeyen bir insanı bile şiire aşık edebilir. Yeter ki okusun.

Eğitim hayatım boyunca Doğan gibi bir öğretmen çıkmadı karşıma. Sahi nerde böyle öğretmenler?

Konu Nejat İşler’e gelince biraz dağıldım kusura bakmayın. Ama filmi izleyenler bana hak verecektir.

İzlemeyenlere de son bir sözüm var.

Hadi ne duruyorsunuz? Doğru sinemaya, İkimizin Yerine’yi izlemeye…

Bir Cevap Yazın

dün bir film izledim sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin