Suç-komedi unsuru barındıran yapımlar, o kaotik temposu ve herkesin aynı anda bir şey anlatmaya çalıştığı yüksek enerjisiyle benim çok kolay girdiğim bir alan değil. O gürültünün içinde kalmak beni yoruyor. Hikayeden çok o sesin kendisiyle uğraşıyormuşum gibi hissediyorum.
Bu dünyanın elbette bir karşılığı var. O tempoyu, o absürt akışı seven bir izleyici kitlesi olduğu kesin. Ama benim için mesele hiçbir zaman hız olmadı o akışın içinde gerçekten tutunabileceğim bir şey bulup bulamamak oldu.

Big Mistakes’i açmamın sebebi ise bu dünyanın kendisi değil, Boran Kuzum’du.
Bir Türk oyuncunun Netflix’in global bir işinde başrol statüsünde yer alması artık tekil bir durum değil, dikkatle izlenmesi gereken bir sürecin parçası. Dün Aras Aydın’ı Nine Perfect Strangers’ta gördük, şimdi Boran Kuzum yeni bir projede karşımıza çıkıyor. Burada önemli olan sadece uluslararası bir yapımda yer almak değil; o yapının içinde gerçekten bir karşılık bulabilmek.
Bu noktaya geliş biçimi de en az sonucu kadar önemli. Çünkü burada gördüğümüz şey, dışarıdan kurulmuş bir görünürlük değil seçmelere girerek, o dünyanın içinde kendine yer açmak ve bunu tamamen kendi birikimiyle sürdürebilmek. O yüzden bu durumu sadece “uluslararası başarı” diye okumak bana eksik geliyor. Daha çok, oyunculuğun gerçekten karşılık bulduğu bir yer gibi.

Diziye başladığımda, o yüksek tempolu kurgu ve sert diyaloglar hemen kendini hissettiriyor. Nicky ve Morgan arasındaki dinamik, hikayeyi sürekli hareket halinde tutuyor. Ama bu hareket bir süre sonra tek bir tona sıkışıyor. Herkes yüksek, herkes büyük, herkes aynı frekansta.
Dan Levy ve Taylor Ortega’nın tercih ettiği o stilize oyunculuk dili, dizinin temelini oluşturuyor ama benim için aynı zamanda bir bariyere dönüşüyor. Çünkü o yoğunluğun içinde karakterlerin iç dünyasına yaklaşabileceğim bir alan açılmıyor. Hikayeyi takip etmekten çok, o enerjiyi dengelemeye çalıştığımı fark ettim. Hatta yer yer sesi kısmak zorunda kaldım.
Morgan karakteri bu noktada benim için oldukça zorlayıcıydı. Rahatsız edici olması tek başına bir problem değil ama o rahatsızlığın bir yere bağlanmaması, karakteri sadece itici bir noktada bırakıyor. Nicky karakteri bu yoğunluğun içinde daha dengeli bir yerde duruyor. Dan Levy zaman zaman o kalabalığın içinde nefes aldıran bir alan açıyor. Jack Innanen’in Max’i de benzer şekilde izlenebilirlik sağlayan nadir karakterlerden biri. Ama genel tabloya baktığımda, gerçekten bağ kurabildiğim karakter sayısı oldukça sınırlı.

Tam bu noktada Boran Kuzum’un performansı belirgin bir şekilde ayrışıyor.
Röportajlarında da altını çizdiği gibi, karakterin o dünyaya yabancı durmaması için ciddi bir hazırlık sürecinden geçtiği hissediliyor. Sahneye girdiği an belki dizinin ritmi değişmiyor ama tonu değişiyor. Bu fark büyük hamlelerle değil, küçük detaylarla kuruluyor.
Araya sıkıştırdığı Türkçe kelimeler, jestler, bakışlar… Bunlar sonradan eklenmiş gibi durmuyor, karakterin doğal bir parçası gibi akıyor. Karakterin başlangıçta Rus olarak yazılıp, audition sürecinden sonra Türk olarak yeniden kurgulanması da bu uyumun ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Ve bu gerçekten önemli.
Çünkü o detaylar sadece bir renk katmıyor, karakteri gerçek kılıyor. Bir sahnede kendinden büyük biriyle karşılaştığında elini öpüp başına götürmesi mesela küçük bir an gibi görünse de o refleks karaktere bir geçmiş kazandırıyor. O sahnede bir performans değil yaşayan bir insan görüyorsun.

Dizinin geri kalanında eksikliğini hissettiğim şey de tam olarak buydu. Diğer karakterler hikayenin içinde varlar ama yaşamıyorlar. Boran’ın canlandırdığı Yusuf ise o dünyanın içinde gerçekten nefes alıyor.
Big Mistakes, bu tarz yapımları seven izleyici için rahatlıkla karşılık bulacak bir iş. O tempoyu arayanlar için akıcı, enerjik ve kendi içinde tutarlı bir dünya kuruyor. Ama benim için mesele hiçbir zaman sadece akıcılık olmadı. Ben o akışın içinde bir ağırlık arıyorum. Ve o ağırlığı bu dizide sadece tek bir yerde buldum.
Dizi bittiğinde aklımda kalan şey hikayeden çok bir his oldu: Gürültünün içinde kaybolan bir dünya ve o gürültünün içinden sıyrılan tek bir performans. Bu yüzden Big Mistakes, benim için bütün olarak değil, içinden çıkan o tek sahici an üzerinden hatırlanacak.








Bir Cevap Yazın