Uykusuz Bir Rüya, Salim uzun zamandır radarımda olan ama bir türlü izlemeye fırsat bulamadığım bir oyundu. Hatta ilk çıktığı zaman bilet almıştım ama gidememiştim, aksilik işte… O gün bugündür aklımdaydı. Sonunda Alan Kadıköy’de izleyebildim. Ve gerçekten izleyince de neden bu kadar konuşulduğunu daha iyi anladım.
Oyunun hem yazarı hem de oyuncusu Berkay Ateş. Metin aynı zamanda Ateş’in “Sessizliği Vurun” adlı kitabında da yer alıyor. Belki de bu yüzden oyunun dili yer yer edebi, hatta zaman zaman şiirsel bir tona yaklaşıyor.
Hikaye Salim’in hayatından parçalar üzerinden ilerliyor. Adana’dan İstanbul’a uzanan bir yol, aileyle kurulan ilişki, geçmişle hesaplaşma… Ama oyun bunu baştan sona düz bir hikaye gibi anlatmıyor. Daha çok Salim’in zihninin içinde dolaşıyormuşuz gibi. Bazen bir anı, bazen bir iç konuşma, bazen de neredeyse bir sayıklama gibi gelen monologlar…

Berkay Ateş’in performansı da oyunun en güçlü taraflarından biri. Sahne neredeyse tamamen ona ait ve bir an bile boş hissettirmiyor. Aslında onu sahnede ikinci izleyişim. Daha önce Hakikat, Elbet Bir Gün’de de çok etkilenmiştim. Zaten Berkay Ateş’i izlemeyi hep sevmişimdir; oyunculuğunda seyirciyi çok hızlı yakalayan bir taraf var. Salim’in dünyası yavaş yavaş açılırken seyirci olarak biz de o dünyanın içine giriyoruz. Oyunun temposu asla düşmüyor; bir an bile kopmamıza izin vermiyor.
Sahne de oldukça sade kurulmuş. Ama bu sadelik aslında oyunun işine yarıyor. Çünkü bütün dikkatimiz ister istemez metne ve oyunculuğa gidiyor. Büyük bir prodüksiyon izlemiyoruz belki ama güçlü bir metnin ve iyi bir oyunculuğun sahnede ne kadar etkili olabileceğini net bir şekilde görüyoruz.
Bir de zamanlama açısından güzel bir döneme denk geldi diyebilirim. Çünkü Berkay Ateş şu sıralar Emin Alper’in Berlin Film Festivali’nden ödülle dönen Kurtuluş filmiyle de adından söz ettiriyor. Onu hem sinemada hem tiyatroda konuştuğumuz bir dönemde sahnede izlemek ayrıca keyifliydi.
Oyunun bir yerinde Salim sahneden bizlere dönüp bir soru soruyor:
“Keşke mi daha zordur kader mi?”
Benim cevabım galiba keşkeler… Çünkü kader dediğimiz şey çoğunlukla bizim dışımızda gelişiyor ama keşkeler aslında seçimlerimizin ardından geliyor.
Peki ya sizce?







Yorum bırakın