Hamnet’i izledikten sonra hemen konuşamadım. Film bitti ama ben bir süre Agnes’le birlikte o sahnenin önünde kaldım. İçimdeki ağırlık hemen geçmedi. Filmi izlemeden önce beni neyin beklediğini biliyordum, hazırlıklıydım. Ama insan bir yas hikayesine ne kadar hazırlıklı olabilir ki?
Hamnet, Maggie O’Farrell’in aynı adlı romanından uyarlandı. Hikaye Shakespeare’in oğlu Hamnet’in ölümünden yola çıkıyor ama aslında Shakespeare’i değil, geride kalanları anlatıyor. Özellikle de eşi Agnes’i.
Yönetmen koltuğunda Chloé Zhao var. Onun o sakin, insanın içine işleyen anlatımını burada da hissediyorsunuz. Film acele etmiyor. Büyük dramatik anlar kovalamıyor. Daha çok karakterlerin içinde olanı izletiyor.

Agnes’e Jessie Buckley hayat veriyor ve performansını anlatmaya gerçekten kelimeler yetmez. O nasıl bir oyunculuk? Bakışları, susuşları, yüzünün küçücük değişimi… Bir annenin yaşadığı kaybı bu kadar sessiz ama bu kadar derinden anlatmak kolay bir şey değil. İzlerken birkaç kez “gerçekten bir evlat kaybı yaşadı mı?” diye düşündüm. Finalde zaten tamamen dağıldım. Hüngür hüngür ağladım. İzleyip de gözünden yaş akmayacak biri var mı, emin değilim.
William’ı Paul Mescal canlandırıyor. Onu da çok sevdim. Film Agnes’i merkeze aldığı için Paul Mescal biraz daha geri planda kalıyor ama o kırılganlığı, o suçlulukla karışık sessizliği çok iyi taşıyor. Shakespeare’i bir efsane olarak değil, bir baba olarak izlemek bence filmin en güçlü tercihlerinden biri.

Bir de Hamnet’i oynayan Jacobi Jupe… Nasıl bir tatlılık öyle? O kadar doğal o kadar saf ki. Onu izlerken içim daha da sıkıştı. Çünkü hikayenin ağırlığı o küçücük bedeninin üzerinde duruyor gibi hissediyorsun. Film yavaş mı? Evet. Ama rahatsız edici bir yavaşlık değil. Yasın temposu neyse, film de o tempoda ilerliyor.

Gösterişli değil. Kocaman cümleler yok ama küçük anlarla çok büyük bir şey anlatıyor. Jenerik akarken gözlerim çoktan ağlamaktan şişmişti ama içimde tuhaf bir sakinlik de vardı. Hamnet benim için bir dönem filmi değil, bir anne filmi oldu. Uzun zamandır beni bu kadar içten sarsan bir film izlememişti.
Benim gözümde bu yılın gerçek yıldızı tartışmasız Jessie Buckley’dir. Herkes aynı fikirde olacak ki zaten ödül sezonunu tek başına domine etti.








Yorum bırakın