Westeros’ta Alışık Olmadığımız Bir Hikaye: Knight of the seven Kingdoms:

Knight of the Seven Kingdoms, Game of Thrones evreninde geçen yeni bir dizi. Hikaye, Game of Thrones’un başlangıcından yaklaşık 89 yıl önce, House of the Dragon’un 2. sezon finalinden ise 77 yıl sonra geçiyor.

Yani ejderhaların hala hatırlandığı ama artık hayatın merkezinde olmadığı, Targaryen’ların gücünü koruduğu ama o büyülü dönemin yavaş yavaş dağıldığı bir zaman dilimi. Bu yüzden tonu ilk dakikadan farklı hissettiriyor. Dizi, George R. R. Martin’in yazdığı ve “Dunk and Egg” olarak bilinen kısa romanlarından uyarlanıyor. Merkezinde ise gezgin bir şövalye olan Ser Duncan the Tall ve yaveri Egg’in Westeros boyunca süren yolculukları var.

Bu hikaye, bildiğimiz Game of Thrones anlatısından farklı olarak taht mücadelelerine değil; şövalyelik, onur, dostluk ve gündelik hayata odaklanıyor. Ton olarak da evrende alıştığımız sertlik tamamen yok olmuyor ama daha hafif, yer yer mizahi bir denge ile kuruluyor. Bir macera hikayesi izliyoruz; büyük kehanetlerden çok küçük anların değer kazandığı, izlerken durup nefes aldıran bir anlatı bu. O yüzden dizi, evreni bilenler için keyifli göndermeler barındırırken, hiç izlememiş olanlar için de tek başına rahatça takip edilebilir bir yapı sunuyor.

İlk bölümü izlerken beni en çok yakalayan şey, dizinin bilinçli olarak saraylardan uzak durması oldu. Bu sefer olaylara bir kralın, bir soylunun ya da bir varisin gözünden bakmıyoruz. Halkın arasındayız. Yoldayız.

O yüzden dizide bildiğimiz anlamda “taht oyunları” yok.

Game of Thrones hep “kim hayatta kalacak?” diye sorardı. House of the Dragon daha çok “kim kazanacak?” üzerinden ilerliyordu. Knight of the Seven Kingdoms ise sadece ama bence daha zor bir soru soruyor. “Bu dünyada iyi biri olarak kalmak mümkün mü?” Ve bu sorunun cevabı ilk bölümde en çok Ser Duncan the Tall üzerinden veriliyor.

Duncan inanılmaz saf, inanılmaz iyi niyetli. Bu evrende görmeye alıştığımız türden bir karakter değil. Aklından binbir türlü tilki geçmiyor, kimin kuyusunu kazsam demiyor. Bir şey yanlışsa yanlış, doğruysa doğru.

İzlerken birkaç kez gerçekten “gel sarıp sarmalayayım seni” hissi geldi bana. Westeros gibi bir dünyada bu kadar temiz kalabilmesi bile başlı başına bir hikaye. Belki de bu yüzden bu kadar hızlı bağlandım. Henüz kim olduğunu bilmediğimiz ama ileride Westeros tarihinin en önemli figürlerinden birine dönüşecek olan yaveri Egg ise çok tatlı. Aşırı meraklı, aşırı zeki ve şimdiden çok sevimli. Daha ilk bölümden bu ikilinin çok iyi bir denge kuracağını hissediyorsunuz.

Yorum bırakın

I'm Emily

Welcome to Nook, my cozy corner of the internet dedicated to all things homemade and delightful. Here, I invite you to join me on a journey of creativity, craftsmanship, and all things handmade with a touch of love. Let's get crafty!

Let's connect