İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan Geç Kalmış bir Hatırlatma: Yaftalı Tabut

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın repartuvarında yer alan Yaftalı Tabut, adını çoğumuzun belki hiç duymadığı, duysa bile üzerine pek düşünmediği bir kadının hikayesini sahneye taşıyor: Fatma Nudiye Yalçı.

Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, ilk kadın tiyatro kuramcılarından biri, aynı zamanda bir aktivist ve politik mücadelenin tam ortasında durmuş bir kadın. 1920’lerde başlayan bu yolculukta Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet gibi isimlerle yan yana gelmiş, üretmiş, bedel ödemiş… Ama buna rağmen tarih kitaplarında hep kenarda kalmış. Yaftalı Tabut tam da bu “kenarda kalmışlık” hissini merkezine alıyor.

Oyunun en güçlü taraflarından biri Fatma Nudiye Yalçı’yı tek bir bedene, tek bir sese sıkıştırmaması. Sahnede birden fazla kadın var ve her biri Nudiye’nin hayatının farklı dönemlerini canlandırıyor. Gençliğini, cesaretini, yalnızlığını, yorgunluğunu, direncini… Bu tercihle sahnede sadece bir biyografi izlemiyoruz. Gerçek bir kadın dayanışması görüyoruz. Bir kadının hayatı, başka kadınların bedeninde çoğalıyor.

Ben bunu izlerken şunu hissettim: Bu hikaye tek bir kadına ait değil. Bu adı yazılmamış, sesi bastırılmış pek çok kadının ortak hikayesi.

Metin duygusal ama bunu biz seyircilerin üzerine boca etmiyor. Yer yer gülerken yer yer de beklenmedik bir anda gözlerim doldu. Özellikle dramatik anlarla mizah arasında kurulan denge çok kıymetliydi.

Yaftalı Tabut yalnızca bir dönem anlatısı değil. Aynı zamanda bir yüzleşme. Kimleri hatırlıyoruz? Kimleri bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde unutuyoruz? Ve neden bazı kadınların adı hep dipnotlarda kalıyor?

Oyundan çıktığımda “çok sevdim” demekten çok, “iyi ki izledim” dedim.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın sahnesinde, geç kalınmış ama çok yarında bir hatırlatma.

Yorum bırakın