HBO Max’te karşımıza çıkan, Vuslat Saraçoğlu’nun yazıp yönettiği “Bildiğin Gibi Değil”, 43. İstanbul Film Festivali’nden aldığı En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu gibi önemli ödüllerle dikkat çeken bir yapım.
Ancak ödüllerin ötesinde, film bizi çok temel ve sarsıcı bir soruyla baş başa bırakıyor: Aynı evin içinde, aynı anne babayla büyüyen üç kardeş, yıllar sonra bir araya geldiklerinde nasıl bu kadar farklı geçmişlere sahip olabilirler?
Film, babalarının ölümü üzerine memleketleri Tokat’ta bir araya gelen Tahsin, Yasin ve Remziye’nin hikayesini anlatıyor.
Ama asıl mesele babanın ölümü değil, o evin duvarları arasında sıkışıp kalmış, söylenmemiş gerçeklerin yıllar sonra su yüzüne çıkması.

Filmin en kilit karakteri bence Remziye.
Hazal Türesan’ın hayat verdiği bu karakteri izlerken yer yer “Neden bu kadar hırçın?”, “Neden bu kadar uyumsuz?” diye sorabiliyorsunuz.
Hatta karakterin o sertliği izleyiciyi zaman zaman yorabiliyor. Fakat filmi hiçbir ön bilgi almadan, o büyük sırrı bilmeden izleyen biri olarak şunu net söyleyebilirim: Remziye’nin o iç huzursuzluğunu, diken üstünde halini ve tedirginliğini iliklerime kadar hissettim.
Bence filmi izleyen her kadın, Remziye’nin o açıklanamayan tepkilerinin arkasında neyin yattığını, o huzursuzluğun nereye varacağını çok iyi bilir ve hisseder.
Remziye evin en küçük çocuğu olarak o “çıkıntılığı” çok iyi veriyor ama bu çıkıntılık sebepsiz değil. Film bizi o sona yavaş yavaş, adım adım hazırlıyor ve Remziye’nin neden “böyle” olduğunu anlamaya başladığınızda taşlar yerine oturuyor.
Oyunculuklar konusunda söylenecek tek kelime var: Doğallık. Serdar Orçin’i Tahsin karakterinde izlerken sanki gerçekten Tokat’ta esnaflık yapan, iki kardeşine de bir şekilde ağabeylik yapmaya çalışan o adamı görüyorsunuz.
Alican Yücesoy ise o “uzaklara gitmiş, kendine başka bir entelektüel dünya kurmuş, doğduğu toprakları unutmuş” ortanca çocuk Yasin imajını çok temiz yansıtmış.

Üç kardeşin arasındaki o gerginlikler, anlık parlamalar, sonra hiçbir şey olmamış gibi beraber eğlenmeleri o kadar gerçek ki… Yazılmış bir senaryodan ziyade, kapı aralığından gerçek bir aileyi dikizliyormuşsunuz gibi geliyor.
Yan karakterler de bu doğal akışa o kadar güzel dahil olup çıkıyorlar ki, üç kardeş arasındaki o döngü sizi hiç boğmuyor.
Filmin en çok eleştirilmesi gereken noktası ise finalin hızı. Vuslat Saraçoğlu bizi o büyük sona kadar çok sabırlı, çok yavaş ve etkileyici bir şekilde getiriyor. Bir şeyler birikiyor, tırmanıyor; o vurucu anın geleceğini biliyorsunuz. Ama sona geldiğimizde, o devasa yüzleşme maalesef 3-5 dakikaya sığdırılıp bir anda bitiveriyor.
Bazı büyük gerçekler, hele ki aile içinde söylenmeden anlaşılan ama dile dökülmesi yıllar süren meseleler, bu kadar hızlı bir kapanışı hak etmiyor.
Ben o büyük yüzleşme anlarını, o sessiz çığlıkları ve hesaplaşmaları uzun uzun ve detaylı izlemek isterdim. Film tam bizi o büyük finale yaklaştırmışken her şeyi son 10 dakikada apar topar çözüp bitirmiş. Bu kadar güçlü bir hikayenin finali çok daha büyük ve yayılmış bir etki yaratabilirdi.
“Bildiğin Gibi Değil”, bize aynı geçmişi paylaştığımızı sandığımız insanlarla aslında bambaşka hikayelerin kahramanı olduğumuzu hatırlatıyor. Eğer finaldeki o aceleci tavır olmasaydı, çok daha sarsıcı bir etki bırakabilirdi. Yine de oyunculukları, tertemiz senaryosu ve o sırrı hissettirme biçimiyle son zamanlarda izlediğim en samimi yerli filmlerden biri.







Yorum bırakın