Bazen küçücük bir haber, insanın zihninde hiç beklemediği bir tartışma alanı açıyor. Dün akşam tam da böyle oldu; çok beğendiğim, bu toprakların ruhunu çok iyi yansıttığını düşündüğüm Magarsus’un yeni sezonunun gelmeyeceğini öğrendim. Önce bir “Neden?” dedim, sonra kendimi televizyon dünyasından dijital platformlara, reyting sisteminden seyirci alışkanlıklarımıza kadar uzanan bir düşüncenin içinde buldum. Laf lafı açtı, mesele sadece bir dizinin bitişi olmaktan çıktı; “Bize neyin izletildiği” meselesine kadar geldi. Kendi kendime düşünmek yerine bunu yazıya dökmek istedim.

Aslında Türkiye’de dizi meselesi artık sadece “iyi iş – kötü iş” meselesi değil gibi geliyor bana. Daha çok neyin izleneceğine kim, nasıl karar veriyor meselesi bu. Televizyon yıllardır o meşhur reyting sistemiyle ilerliyor. Birkaç bin kişilik denek kitle o gün neyi tercih ediyorsa koca bir ülke onu izlemek zorunda kalıyor. Biz de yıllardır o birkaç bin kişinin seçtiği hayatı, 85 milyon olarak ekran karşısında kaderimizmiş gibi izliyoruz. Hikayeler değişiyor, oyuncular değişiyor ama o silahlı, çatışmalı, karanlık dünyalar bir türlü değişmiyor.
Ve bu tekrar eden dünyalar sadece mekanları değil, karakterleri ve özellikle kadın karakterlerin yazılış biçimini de yıllardır pek değiştirmedi. Kadını sürekli ötekileştiren, aşağılayan, kadını kadınla savaştıran o dil normalleşmeye başladı.
Artık neredeyse her dizinin bir kurban kadını, bir güçlü erkek karakteri ve bitmeyen bir intikam döngüsü var. Yanlış anlaşılmasın; mesele anlatılan konunun türü değil, o konunun ne kadar sığ anlatıldığı.

Bir hikaye pekala suç dünyasını anlatabilir ama bunu Magarsus gibi bir dertle, o toprağın kokusuyla ve karakter derinliğiyle yapıyorsa o artık bir “mafya dizisi” değil, güçlü bir insan hikayesidir.
Biz şiddeti kahramanlık gibi sunan o sığ dilden yorulduk, insan ruhunun karanlığını bir ayna gibi yüzümüze çarpan hikayelere ise hala açız.
Belki de bu yüzden dönüp dönüp Yaprak Dökümü, Muhteşem Yüzyıl, Aşk-ı Memnu gibi eski dizileri izliyoruz. Çünkü onların bir dünyası, bir ruhu, bir karakteri vardı.
Sonra dijital platformlar girdi hayatımıza ve hepimiz bir nefes aldık. Artık reyting ya da RTÜK baskısı yoktu, artık daha özgür hikayeler anlatılacaktı, daha farklı karakterler görecektik diye düşündük. Bir süre gerçekten öyle oldu. Az sayıda ama çok güçlü işler çıktı. Farklı dünyalar, farklı insanlar, farklı hikayeler izledik.

Ama zaman geçtikçe dijital de yavaş yavaş kendi tekrarını üretmeye başladı. Bu sefer aşiret ve mafya yerine toksik ilişkiler, travmalı karakterler, şehirli yalnızlık ve bitmeyen kadın-erkek hikayeleri izlemeye başladık. Televizyon melodramın tekrarını yaparken, dijital de ilişki dramlarının tekrarına düştü gibi geliyor bana.
Bir de popüler oyuncu meselesi var. Dijitalde bir işin çok izlenmesi gerçekten o işin çok kaliteli olduğu anlamına mı geliyor, yoksa sadece daha görünür olduğu anlamına mı geliyor?
Hikaye yetersiz olsa bile popüler bir oyuncu olduğu için insanlar meraktan açıp izliyor. O izlenme sayıları devasa görünüyor ama günün sonunda geriye gerçekten akılda kalan kaç iş oluyor bilmiyorum. Bazen bu işleri izlerken çekirdek çitler gibi tükettiğimizi düşünüyorum. O an izleniyor, konuşuluyor sonra hiçbir iz bırakmadan kayboluyor.
Ama izlenme sayıları başarının tek ölçütü olunca, gerçekten üzerine düşünülmüş, farklı bir şey söylemeye çalışan projeler yeterli talep yok denilerek çok kolay gözden çıkarılabiliyor.

Şunu gerçekten merak ediyorum: Biz seyirci olarak farklı hikayeler mi izlemek istiyoruz, yoksa bize hep aynı şeyler sunulduğu için mi bu sıradanlığa alıştık?
Farklı işler izlenmediği için mi az yapılıyor, yoksa zaten az yapıldığı için mi biz dönüp dolaşıp aynı hikayeleri izliyoruz?
Bu gerçekten içinden çıkması zor bir döngü.
Oyuncular değişiyor, platformlar değişiyor, izleme şeklimiz cebimize kadar giriyor ama hikayeler bir türlü o eski kalıplardan kurtulamıyor. Belki de mesele sadece kötü işlerin yapılması değil; iyi ve farklı olanın yaşayabileceği alanın her geçen gün biraz daha daralması. Biz seyirci olarak o alanı büyütmediğimiz sürece de aynı hikayelerin içinde dönüp durmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.







Yorum bırakın