A Real Pain izlerken şunu düşündüm: aynı geçmişi paylaşan iki insan, aynı acıyı neden bu kadar farklı yaşayabiliyor?
A Real Pain ilk bakışta iki kuzenin Polonya’ya yaptığı bir yolculuğu anlatıyor gibi görünse de, film ilerledikçe bu yolculuğun aslında geçmişle, aileyle ve özellikle de yasla kurulan bir yüzleşmeye dönüştüğünü fark ediyoruz.
Film tam da burada güçleniyor. Aynı aile geçmişini paylaşan iki insanın acıyla baş etme biçimleri birbirinden tamamen farklı. Biri duygularını içinde tutarak yoluna devam etmeye çalışırken, diğeri neredeyse hiçbir filtresi olmadan yaşıyor. Film de bu iki hali karşı karşıya getirmek yerine yan yana koymayı tercih ediyor. Hangisinin doğru olduğunu söylemeye çalışmıyor; sadece aynı acının bile insanlar tarafından ne kadar farklı yaşanabildiğini gösteriyor.

Yolculuğun Polonya’da toplama kamplarının ziyaret edildiği bir tura dönüşmesi ise filmin duygusal ağırlığını daha da artırıyor. Bu mekanlarla yüzleşmek zaten başlı başına kolay bir şey değil. Film de bu anları büyütmeye ya da dramatize etmeye çalışmıyor; aksine oldukça sade bırakıyor. Belki de bu yüzden etkisi daha da güçlü oluyor.
Jesse Eisenberg’in yazıp yönettiği bu hikayede Kieran Culkin’in performansı ise filmin en çok konuşulan taraflarından biri. Karakterinin taşkın ve kontrolsüz görünen halinin altında aslında çok kırılgan bir taraf olduğunu sürekli hissediyorsunuz. Hatta yer yer Culkin’in Succession dizisindeki Roman Roy performansını hatırlatan bir enerji de var. O hızlı konuşma hali, sınırları zorlayan tavır ve mizahı bir savunma mekanizması gibi kullanması benzer bir his yaratıyor. Ama burada karakter çok daha çıplak bir kırılganlık taşıyor. Sanki Roman Roy bu kez güç oyunlarının değil, kendi geçmişinin ve yasının içine düşmüş gibi.
Zaten 2025 ödül sezonunda da bunun karşılığını aldı; Kieran Culkin bu rolle hem Oscar’da hem de Altın Küre’de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kazandı.
A Real Pain büyük olaylar anlatan bir film değil. Ama yasın, aile geçmişinin ve insanın kendi içindeki kırılmaların ne kadar farklı şekillerde yaşanabildiğini oldukça sade bir dille anlatıyor.








Yorum bırakın